…
Yüzümü ne tarafa döneceğimi bilemiyorum. Bir tarafa baktığımda güneşin tüm ihtişamıyla aydınlattığı, yeşilin ve mavinin buyur ettiği sonsuz huzurun yolu, diğer tarafta yıldızları olmayan bir gecenin sisli, karanlık ve korku dolu yolu; demek istiyorum ama ikisi de değil buyur eden aslında ve ben hangi yolun ne verdiğini, nereye ulaştıracağını da bilmiyorum. Kaybolmuş gibiyim yollarda, duygularda, korkularda… Yüreğim coşmak istiyor hislerim sönük. Kalmışım ortada elimden tutup çeken yok bir tarafa.
Önemli değil yolun nereye gittiği o an, kötü olan ortada, bir başına ve donakalmak aslında. Üşüyorum! Üzerimde ince bir elbise, ayaklarım çıplak, kanım çekiliyor damarlarımdan hissediyorum. ‘İyi de’ diyorum ‘ben neredeydim ki, nasıl geldim buraya’ dikkatimi toparlayabildiğim bir anlık akışta düşünüyorum. Cevap bulamıyorum.
Sesler duyuyorum uzaklardan ‘-evet birileri geliyor sonunda’ diyorum, kim oldukları önemli değil iyi ya da kötü oldukları da, nerede olduğumu bilmek istiyorum sadece. Tam yaklaşıyorken uzaklaşıyor duyduğum tüm sesler ve yerini bırakıyor gürültülü ama sessiz bir durağanlığa… Omuzlarım düşüyor yine yönüm kayıp, yörüngem yok. Daha çok üşümeye başlıyorum,korkuyorum iyice, biraz ışık olsa sadece bir parça ışık, koşacağım arkama bile bakmadan nefes bile almadan ama dedim ya yönüm kayıp, yörüngem yok.
Küçücük bir ışık parladı ve söndü sanki uzaklarda ya da korkunun verdiği halüsinasyondu hissettiğim. Yine gördüm aynı ışık zerresini , evet emindim görüyordum, hatta iki oldu sanki ve yaklaşıyor gibiydi ve yine kayboldu sanki… Evet tekrar gördüm, dört olmuşlardı bu sefer ve gerçekten yaklaşıyordu ışıklar hatta yaklaşırken çoğalıyordu da. Gürültü eşliğinde geliyordu sayamadığım kadar ışık zerresi, ben hem üşüyor hem de terliyordum artık, korkum ise hissedemeyeceğim kadar artmış, kalbimin atışı kulaklarımı zonklatmaya başlamıştı.
Ne kadar zaman geçti? Ya da burada zaman diye bir kavram var mıydı? bilemediğim bir an da aydınlandı sanki her yer ama güneş değildi bu ya da bir lamba yanmamıştı. Karşımda ne olduklarını kestiremediğim köpek, kurt cinsi devasal yaratıklar ve gözlerinden çıkan; güneşe çıplak gözle bakıyormuşsun hissi veren rahatsız edici ışıkları. Gözlerimi kırpıştırırken tek anlayabildiğim aç ve sinirli olduklarıydı. Üzerime gelirken onlar, korkudan ölmem gerekirdi evet. Bense adrenalinin beyne sıçramasıyla bilincini yitirmiş, kaçabileceğimi düşünerek onların hızına inat yavaş yavaş ve geri adım atmaya başlamıştım.
İşte yine o his! Evet evet tam zamanında gelmişti… Hiç bu kadar anlamlı ve bu kadar da huzurlu olmamıştı ayağımın kayıp, boşluğa salınıverişim. Tam düşerken irkilip uyanmak, üstümün açık olduğunu görüp ‘toton açıkta kalmış’ deyişinin gerçekleştiğini, parlayan kör edici ışığın ise camdan yüzüme yansıyan güneşin ta kendisi olduğunu görmek çok güzeldi. Nabzım normale dönüyor, tamamen uyanıyordum. Korkunç kabusa inat güzel bir gün beni bekliyordu, hissediyordum.
Rüyalar gerçek oluyor muydu?!!

